10 SORUDA MEGA-KATİL PROJELERİ NEDEN DURDURMALIYIZ?

İSTANBUL'UN KUZEYİNDE NE VAR, NEDEN KORUMALIYIZ?

İstanbul’un kuzeyinde yüz milyonlarca ağacı; yüzlerce bitki ve yaban hayvanı türü; onlarca su havzasıyla bize yağmur, bereket, nefes ve yaşam sunan bir ekosistem: Istrancalar'dan İstanbul’a ve Sakarya'ya uzanan Kuzey Ormanları var. Akciğerlerimiz; su ve yaşam kaynağımız. Nefes almamızı sağlayan son ekolojik koridor. Kadir Topbaş’ın imzasıyla İBB Yönetim Kurulu’nca kabul edilen İstanbul Çevre Düzeni Planı diyor ki (2009): “İstanbul’un geleceğini korumanın ilk şartı, kuzeydeki ormanları ve su havzalarını yıkıcı ekonomik projelerden korumak; kentin kuzeye büyümesini engellemektir!” Ama akciğerlerimiz, 3. Boğaz Köprüsü ve 3. Havalimanı inşaatlarıyla tahrip ediliyor. Bölgede yeni uydu kentlerin; otoyolların; Kanal İstanbul’un ve daha birçok projenin yapımı planlanıyor. Ekosistemler yüzlerce yılda oluşur. Bütünlüğü bozulan ekosistemler yok olurken, iklim değişimi, sel ve kuraklıkla çevresini yok etmeye başlar. Kuzey Ormanları’nı kaybedersek, İstanbul akciğerleri tükenmiş bir kanser hastasına; temiz su kaynakları kuruyan beton bir çöle; nefesi kesilen, tarım alanları yok olan zehirli bir toprak parçasına döner. Çocuklar kronik akciğer hastalıklarıyla doğar. Ve doğa hep intikamını alır. “Kesilen ağaçları otoban kenarına yeniden dikmek; ağaçları taşımak; İstanbul’a dışarıdan su getirmek” mi dediniz? Emin misiniz? Doğal felaketler yeşil alan taklitleriyle önlenir mi? Kaldırıma ağaç dikmekle ekosistem yaratılır mı? Kanser, bonbonla tedavi edilir mi? Suyu kurutulan; musluğundan temiz içme suyu akmayan; rüzgârı esmeyen İstanbul buna ne kadar dayanır? Marmara, İstanbul’u ne kadar taşır? Kuzey Ormanları yıkıcı projelerden korunmalı; bütünlüğüne saygı gösterilmeli. Yaşam kaynağı kurutulan, nefesi kesilen bir İstanbul’a razı mısınız!

PEKİ YA TRAFİK? BOĞAZ KÖPRÜLERİ TRAFİĞE ÇÖZÜM MÜ?

3. Köprü’yü yapanlar, “biz de ağaç kesmek istemiyoruz ama trafik sorunu var” diyorlar. 3. Köprü trafik yükünü azaltma bahanesiyle yapılıyor. Bencil düz mantık “boğaz köprüsü trafiği rahatlatır” diyor, bilim başka bir şey: Köprüler trafiği azaltmıyor, özel araç kullanımını artırarak kendi trafiğini yaratıyor! Deniz ulaşımı ve toplu ulaşım yerine özel otomobil sahipliği teşvik edildikçe, özel araç sayısı artıyor. Köprüler insan değil araç taşıyor. FSM açıldıktan sonra Boğazı geçen insan sayısı %170, araç sayısı %1180 arttı. Köprü trafiğindeki her 100 araçtan 90’ı özel araç ve bunlar her 100 yolcudan sadece 37’sini taşıyor. FSM Köprüsü’nün iki yakayı birbirine bağlayan TEM Otoyolu’nun çevresinde oluşan Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi niteliksiz yerleşimler trafik yükünü daha da artırıyor. 3. Köprü, kente uğramadan geçen %3 transit trafiği emse nolur? 3. Köprü de çok kısa sürede ilk iki köprü gibi daha da büyük bir trafik yaratacak. Bu yüzden 3. köprünün baş mimarı, İstanbul Belediye Başkanı iken, demişti ki: “3. Köprü intihardır, cinayettir…” (RTE, 1996).

O zaman olduğu gibi şimdi de trafiğin çözümü özel araçları değil, nitelikli deniz ulaşımı ve toplu ulaşımı teşvik etmek. 2002-2015’de kente sadece 23 km yeni raylı sistem eklendi. Ama İstanbul özel araç sahipliğinde yıllık artışta, yüzde 16 ile dünya birincisi! Hiç bir yere gidemeyen özel araçlarınızda saatlerce sıkıştığınız trafikte mutlu musuz? Bu kısır döngü sürsün diye, akciğerlerimizin parçalanmasına razı mısınız?

3. KÖPRÜ: ULAŞIM PROJESİ Mİ EMLAK VE RANT PROJESİ Mİ?

“…3. Köprü… Kuzey bölgemizde kalan yeşil alanların imara açılarak katledilmesinden başka bir şey değildir”(RTE, 1996). Kuzeyin imara açılması 1996’da hayaldi, mega projelerle gerçek bir kâbus oldu. 3. köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu, yapılaşmaya kapalı Kuzey Ormanlarını imara açmanın koçbaşı. Kentin mutlak anlamda korunması gereken ekolojik alanlarındaki yapılaşma her geçen gün artıyor. Arazi spekülasyonu tırmanıyor; arazileri toplayan binlerce emlakçi, yeni talan izinlerini bekliyor. Tek geçim kaynakları hayvancılık ve tarım olan köylülerin topraklarına acele kamulaştırmalarla el konuluyor. Ucuza kapatılan arsaların kaç kez el değiştirdiği bilinmiyor. Henüz projelerin inşaatı sürerken bile, Kuzey Ormanları’nın içinde ve kenarında yüzlerce emlak projesi satışa sunuluyor.

Kuzey Ormanları, 3. Köprü’ye eklenen 3. Havalimanı ve Kanal İstanbul projeleriyle; 7 milyonluk yeni bir uydu kentle; yeni bir lojistik merkez, yeni bir emlak ve rant cenneti yapılmak isteniyor. 1. ve 2. Köprüler, çevrelerinde oluşan kuralsız yerleşimlerle, İstanbul’un çarpık gelişimini ve doğal alan tahribatını tetikledi. Şimdi aynı kuralsız oyun, kentin kalan son büyük doğal alanında, akciğerlerimizde oynanmak isteniyor. 3-5 havuz şirketinin, spekülasyoncuların, rantçıların ulaşım bahanesinin arkasına saklanan çıkarları uğruna insanlara, hayvanlara, doğaya dayatılan bu büyük yıkıma razı mısınız?

3. HAVALİMANI: NEDEN YAPILIYOR, NEDEN BU KADAR BÜYÜK?

Kuzey Ormanları’nda 7650 hektarlık bir doğal alana, tarım alanlarının, su havzalarının, ormanların, Avrupa’nın en önemli kuş göç yolunun tam ortasına kentin 3. havalimanı yapılıyor. Dünyanın en işlek havalimanı, 95 milyon yıllık yolcu kapasitesi ile, 1625 hektar alana kurulu ABD-Atlanta havalimanı. Yılda 150 milyon yolcuya hizmet edecek denilen 3. Havalimanı’nın proje alanı Atlanta’nın neredeyse 5 katı. İstanbul hava trafiğindeki yoğunluk şu anda üçüncü bir havalimanı yapılmasını gerektirecek kadar yüksek değil ve mevcutta yılda toplam 62 milyon olan yolcu sayısının 150 milyona nasıl çıkartılacağı belirsiz. Normalde artan havayolu ulaşımı ihtiyacının, mevcut havalimanlarında pist genişletme, pist sayısını arttırma ve üst yapı kapasitelerinde yükseltmeyle karşılanması mümkün.

Ama 3. Havalimanı projesi, normal bir ulaşım projesi değil; uydu kentlerle çevrelenmiş havalimanından, devasa bir rant büyütme merkezi yaratma projesi. Bu yüzden şimdi Kuzey Ormanları’nda, havalimanı görüntülü devasa bir “ticaret ve alışveriş merkezi” şantiyesi, gölleri kurutarak, tarım alanlarını kemirerek, kuşları, hayvanları ve insanları yurtsuz bırakarak vahşice genişliyor. THY’yi, grev yasaklarıyla, kuralsızlıkla saldırganca büyütme planıyla birleşen havalimanı projesinde, ihaleyi alan şirketlerin gelirleri, 25 yıl devlet garantisinde olacak. Büyüyen ranttan kim mi yararlanacak? 3. Havalimanı ihalesini alan Cengiz-Kolin-Kalyon-Limak-Mapa deyince aklınıza ne geliyor? Yırca, Yeşil Yol, Hasankeyf, BEDAŞ, hızlı tren, İstanbul’un dolgu alanları, Taksim yayalaştırma projesi, tapeler, sinkaflı küfürler, yağma, şaibe, yıkım. Havuz şirketlerinin 3-5 kuruşluk çıkarları uğruna İstanbul’un yok edilmesine razı mısınız?

KANAL İSTANBUL: AKLINIZA BİLE GETİRMEYİN!

Marmara bölgesine hayat veren ekosistemin ortasına dikilmek istenen köprü, otoyol, uydu kentler, lüks villa siteleri, havalimanı: Daha fazla inşaat, daha fazla beton, daha fazla rant, daha fazla para. Ama para ve iktidar hırsı sınır tanımıyor. Kabataş yalancıları, Marmara ve Karadeniz’i sonsuza dek yok edecek Kanal İstanbul’u, şehri “gerçek bir küresel merkez”, Türkiye’yi “büyük bir bölgesel” güç haline getirecek muazzam bir ekonomik ve jeo-stratejik proje olarak pazarlıyor. İstanbul’u kuzeyde 3. Havalimanı’nın batısından, güneyde Küçükçekmece Gölü’nden geçen bir kanalla yaralım; ikinci bir boğaz yapalım, Boğaz anlaşmalarının kısıtlamalarından kurtulup yılda 8 milyar dolar kazanalım! Yani: Karadeniz’in soğuk ve tatlı suyuyla Akdeniz’den Marmara’ya, oradan da Karadeniz’e varan sıcak ve tuzlu suyu birleştirip, denizlerin su/tuz ve yaşam dengeleri alt üst edelim. Karadeniz’i kurutup yok edelim, Marmara ve Akdeniz’in yaşam koşullarını onarılamaz biçimde bozalım. Marmara Denizi’nin alt sularındaki oksijeni tüketerek, alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğunu uçuralım: Bütün İstanbul’u çürük yumurta kokutalım. Yer altı su depolarının, açık kanaldan gelen deniz suyu ile dolmasına neden olalım. Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerin doğasını bozalım. Buna da “kalkınma” diyelim. Ama böylece “trafik” diye başlayan yalanın gerçek amacı büsbütün ortaya çıkıyor: 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, uydu kent, villa kent, mega proje, yancı proje, bölgesel güç! İstemez; yeni maceralarınız, yeni cinnetleriniz, kalsın! İnşaat, siyanürlü altın, inşaat, HES, “kalkınma, büyüme” derken: 2015 yılının ilk altı ayında bu ülkede en az 764 işçi, iş cinayetine kurban gitti! 3-5 şirket yeni kanlı maceralarda para kazanacak diye Marmara’yı, Karadeniz’i, Ege’yi, doğayı, İstanbul’u yok edecek çılgınlıklara razı mısınız?

KATİL PROJELER SADECE DOĞAYI MI KATLEDİYOR? YA İŞÇİLER?

Mega şantiye alanlarında, sadece doğa değil, insanlar da katlediyor! 3 Nisan 2015’de 3. köprü inşaatında RTE tarafından verilen “inşaatı hızlandırın” talimatı, şantiyelerdeki iş cinayetlerinin önünü açtı. Üstelik Yap-İşlet-Devret modeliyle yürütülen projenin inşaatı ne kadar erken biterse, devletin şirkete verdiği gelir garantisi sebebiyle şirket o kadar fazla kazanacak. 3. Köprü inşaatında bugüne kadar 6 işçinin iş cinayetine kurban gittiği basına yansıdı. 3. Köprü ve havalimanı inşaatları sayısız taşeron şirketle yürütülüyor. İşçilerin can güvenliğini sağlayan önlemlerin olmaması; kaçak işçi çalıştırma, bütün şantiyelerde olduğu gibi mega şantiyelerde de iş cinayetlerine neden oluyor. 3. Havalimanı şantiyesinde, inşaat yüzünden tarım ve hayvancılığın son bulduğu civar köylüler, Güneydoğu Asyalılar hafriyat kamyonlarında şoför olarak çalışıyor.

İnşaatın büyük bir hızla sürmesi ve aşırı kamyon yoğunluğu, sayısız kamyon kazasına yol açıyor; toza dumana boğulan şantiye civarında yaşayan köylüler, iş cinayetlerinin sayısının basına yansıyanın çok üstünde olduğunu söylüyor. Bütün bu kuralsızlıkların üstü, sahte ikramiye vaatleriyle, göstermelik şefaat törenleriyle kapatılmak isteniyor. Büyük bir telaşla çalışan gözden uzak şantiyelerdeki ağır, güvencesiz çalışma koşullarında daha kaç işçinin iş cinayetine kurban gidebileceğini tahmin ediyor musunuz? İşçi kanı üstünde yükselen bir uygarlığa razı mısınız?

MEGA PROJELER: UYGARLIK MI RANT MI?

Ulaşım, trafik; olmadı büyüme, kalkınma; olmadı bölgesel güç… Mega projelerin yol açacağı çevresel, toplumsal ve ekonomik yıkım, bu gerekçelerle gizlenmeye, önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Şirket CEO’ları “maalesef uygarlıkla doğanın çelişkisi var” diyor. Bir zamanlar katliam dedikleri projeleri ne pahasına olursa olsun sürdürmeye çalışanlar, bizi uygarlık, kalkınma hatta ülke düşmanlığıyla suçluyor. Hep beraber soralım kalkınma, uygarlık nedir? Tarımı bitirmek, sanayiyi yok etmek, sıcak para akışı, dış borç, kent, doğa ve emek talanı mı? Önce bir yanıt verin: Son 5 yılda konut fiyatları % 126 artan İstanbul’un rantını kim yiyor? Hepimize ait kamu arsalarını kupon arazi olarak dağıtarak kim, hangi kazançları, hukuksuz iktidar imkanlarını elde ediyor? Şantiyelerde asgari ücretle çalışıp ölen işçiler mi? Topraklarına acele kamulaştırmayla el konan köylüler mi? Kentsel dönüşüm tehdidi altındaki mahalleliler mi? İş cinayetlerinde Avrupa birincisiyiz! Bu mu istihdam anlayışınız? İstanbul’un kuzeyine en az 7 milyon nüfus daha yığınca, asgari ücret kaç lüks konuta, kaç lüks araca, kaç ekmeğe eşit olacak? 3. Köprü, 3. Havalimanı için öngörülen araç ve yolcu sayıları gerçekleşmediğinde, şirketlere verilen gelir garantisi hangi ortak ihtiyaçlarımızdan kesilen kaynaklardan sağlanacak? Son derece riskli olduğu için dış finansman bulmakta zorlanan projelere sağlanan dolaylı Hazine garantisi, hangi özel borçların hepimizin sırtına yığılmasına neden olacak? Şirketler bir gün dış finansman bulamazsa verilen garantiler nasıl karşılanacak? Olimpiyatlara milyarlarca dolar kamusal kaynak akıtan Yunanistan’ın sürüklendiği kriz, uygarlık ve kalkınmaya benziyor mu? Rantçılığı tek uygarlık seçeneğimiz saymaya razı mısınız?

HUKUK NEREDE? ŞANTİYE YUTTU!

Katil projeler, bilim insanları ve meslek odalarının bilimsel itirazlarına, hatta K. Topbaş imzalı İstanbul Çevre Düzeni Planı’na, ilgili yasalara, yerel yönetimlere rağmen başlatıldı; hukuk katledilerek sürdürülüyor. Mahkeme kararları, yönetmelikler ve kurumlar by-pas edilerek ‘’istisna’’ kural haline, yeni bir yönetim biçimine dönüştürülüyor. Planlama kararlarının etrafından dolaşılarak projelere yasal kılıf hazırlanıyor. ÇED süreci tamamlanmadan ihaleye çıkan 3. havalimanı projesiyle ilgili yasal mevzuat, mahkeme kararları çiğneniyor, inşaatlara hiç ara verilmiyor. Katil projeler savaş ve afet gibi olağanüstü zamanlarda verilen acele kamulaştırma kararları ve hukuk tanımazlık sayesinde sürüyor. Projelerle ilgili yürütmeyi durdurma kararı veren hakimler sürgün yiyor. Mega projeler her türlü siyasal pazarlığın ilk koşulu haline getiriliyor. Mega projeler hukuksuz ve gayrı meşru bir iktidarın en hukuksuz ve gayrı meşru dayanağına dönüştürülüyor. Kuzey Ormanları’ndaki yağma ve hukuksuzluk, İstanbul’dan Karadeniz’e, Karadeniz’den Ege’ye, Ege’den Silopi’ye uzanan büyük bir yangına, bir cinnete dönüşüyor. Yaşamı bu cinnete feda etmeye razı mısınız?

KATİL PROJELERİ DURDURMAZSAK NE OLUR, BİLİYOR MUSUNUZ?

İstanbul’a su ve yaşam veren ekolojik koridorlar ve 250 milyon ağaç yok olur. En az 160 kuş türü, sincap, yaban domuzu, birçok böcek türü, mikroorganizmalar, mantarlar, kirpiler ve sadece Kuzey Ormanları’nda yaşayan yer yedi uyuru gibi türler yaşamsız kalır. 750 bin kuşun göç yolunda yapılan havalimanındaki kuş-uçak çarpışmalarında sayısız kuş ölür, göç yolları ve kuş türleri tehlikeye girer. Onların yok oluşu, başka felaketleri de tetikler. Şehir ormansız kalınca oksijen kaynağı ve yağmur çekme özelliği tahrip olur, nefessiz kalır, egzoz gazına boğuluruz. Son köylerdeki kırsal yaşam, aslında köyler biter. Köylünün geçim kaynağı hayvanlar, yok olur. Tarım alanları, su havzaları ve orman alanlarının yerini lüks inşaat projelerinin betonu alır. Beton ve cam kütlelerin bölgeyi ısı adası haline getirmesiyle, kuraklık artar. Yeraltı ve yerüstü su kaynakları önemli ölçüde kirlenir ve azalır. En önemli su kaynaklarından Terkos Gölü’nde ciddi kirlenme, temiz su barındıran yeraltı su kaynaklarında kirli su- atık su karışması ve zaman içinde tüm su kaynaklarında kuruma olur.

Ama orman alanlarının yerini yoğun yapılaşmanın alması, her yoğun yağmurun taşkın ve sele dönüşmesine de neden olur. İstanbul’a Marmara’dan su taşımak, bütün bölgenin su kaynaklarını, doğal alanlarını, tarım alanlarını kurutur. Kuzeyde en az 7 milyon insanın yığıldığı yeni bir İstanbul oluşur. Köylüler geçim kaynaklarını kaybederek göç etmek zorunda kalır. İstanbul’un toplam nüfusu 16 milyonun üzerine çıkar. 16 milyon İstanbul için eşik değerdir. Bugün bile yetersiz kalan doğal kaynaklar Yeni İstanbul'un hiç bir hayati ihtiyacına cevap veremez. Marmara İstanbul’u taşıyamaz. Doğa mutlaka intikam alır, iklim felakete dönüşür, her doğal felaket ağır toplumsal ve ekonomik bedeller yaratır. Bu felaketlere ve bedellerine katlanmaya razı mısınız?

ZARARIN NERESİNDEYİZ? ŞİMDİ DURDURSAK NE OLUR?

İstanbul’un Kuzey Ormanları 240 bin hektar. Beyoğlu’nun toplam alanı 4500, İstanbul’unki 537 bin hektar. İstanbul’da hala en az 250 milyon ağaç nefesimiz olmaya devam ediyor. Projeler için şu ana kadar kesilen ağaç sayısının 3,5 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. Ormandan tamamen vazgeçelim diye yaratılmaya çalışılan algının aksine, tahribat henüz çok küçük; henüz vakit var; henüz umut tükenmedi! Doğanın yenilenme gücü çok yüksek. Yarım bırakılan proje sahalarında veya felaketler sonrası süreçlerde, tahrip edilen doğal alanların yeniden doğal bitki örtüsüyle kaplandığı bilimsel bir gerçek. Katil proje inşaatlarını şimdi durdurdursak, Kuzey Ormanları gerek yağmur çekme gücüyle, gerek toprak eşeleyip yeni tohumların kolonileşmesini ve meyve tohumlarının yayılmasını sağlayan yaban domuzuyla, gerek yaşam savunucusu dostlarının vereceği omuzla, kendisini hızla sağaltacak. Doğa yeniden yeşerecek, cinnet son bulacak, İstanbul nefes alacak! Orada hala 250 milyon ağaç, kuşlar, hayvanlar, insanlar yaşıyor! Yaşamın göz göre göre elimizden alınmasına razı mısınız?

KİMİZ, NECİYİZ, NEREDEYDİK? NE İSTİYORUZ?

İstanbul halkıyız. Sultangazi’de, Nişantaşı’nda, Beyoğlu’nda yaşarız. Kadıköy’ün boğası, Sarıyer’in yeşiliyiz. Kuzey Ormanları’nın karacası, yer yediuyuru için direnenleriz. Karıncanın kardeşiyiz. Riskli alanda mahalleli; kuzey köylerinde köylü; şantiyede işçiyiz. Trafikte sıkışmış yolcu; Haydarpaşa Garı’nda demiryolcu. Boğaz’da eski bir gemiyiz. Meslek onurunu savunan mühendis, mimar, plancı ve hekimiz. Okulunu savunan öğrenciyiz, öğretmeniz, veliyiz. Hakikati savunan bilimciyiz. Hem kadın, hem erkek, hem LGBTİ bireyiz. Kapalıçarşı’da esnafız. Validebağ Korusu'nda erik ağacı. Kısırkaya’da bir garip köpek, ormanda konaklayan Şah Kartal; Fatih Ormanı’nın sincabı. Atatürk Kültür Merkezi’nden Emek Sineması’sına sanatız. Gezi Parkı’yız. Gezi’nin çocuklarıyız. Çocuğuz ve yaşlıyız. Sarıyer’de engellediğimiz 3. Köprü’ye karşı hep yaşamı savunanlarız. İstanbul’u ve yaşam kaynağı ekosistemi katleden tüm mega projelerin ve "yancı projelerin" karşısındayız. Amasız, fakatsız, kim yaparsa yapsın. “Koç Üniversitesi yapılırken...” bir kısmımız yine direnişçi, bir kısmımız küçük çocuktuk. Ama hepimiz Koç Üniversitesi’nden atılan işçilerle birlikte direniş çadırında; Torunlar iş cinayetinde şantiye alanındaydık. 3. Köprü ihaleleri yapılırken kapalı kapıların tam önündeydik; Yalova'da ağaçlar kesilirken, gözümüze biber gazı sıkılan belediye meclisinde. Yırca’da, Hevsel Bahçeleri’nde, Erdek’te, İğneada’da, Fatsa’da, Cerrattepe’de, Alakır’da, Perisuyu’nda; hep birlikte yaşamı savunanlarız. Yaşamız. Kalabalığız. “Lobi” falan değil basit insanlarız, bencil, açgözlü, çıkarcı değil yaşam savunucularıyız. Büyüme diye parayı ve paranın iktidarını savunanlara; kalkınma diye emeği, doğayı, insanı ve yaşamı hoyratça savuranlara karşı İstanbul’un ve Marmara’nın nefes kaynağı Kuzey Ormanları’nın bütünlüğünü; doğanın ve insanın yaşam hakkına saygılı bir uygarlık düşünü; rantçılığı değil eşitliği ve tertemiz yurttaşlık haklarımızı savunuyoruz. Korumasız, çıplak, yalansız; elimizde pankart, ağzımızda hakikat! Gel, kulak ver! Katil projeleri durduralım; henüz vakit varken, Kuzey Ormanları yanıp yıkılmadan, #İstanbulaNefesOl'alım.

Paylaş :Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+